|
Evet, evet tam yazıldığı gibi seslenirlerdi Ona, abi değil, ağabey değil, ağa hiç değil, sadece aga. Muhacirliğinden gelirdi galiba bu söyleyiş. #8220;Mübadele zamanı ne var ne yok sattık, kuşağın içine diktik sarı liraları. İki baş, iki çocuk kalktık geldik memlekete#8221; diye anlatır dururdu ya, bilirdiniz yanardı içi göç ettiği topraklara.
Benim Ömer Aga ile anılarım çocukluğumdan kalma. Belki de ondandır elleri, bedeni, yüreği kocaman, heybetli bir adam hatırlayışım. Gözü gibi baktığı demir bir bisikleti vardı. Yaz kış demez, kasketini takar ıslık çala çala keyif içinde bisikletiyle gider gelirdi işe. İş dediğimin bugünkü karşılığı dericilik sanırım ama O tabaklık olarak tanımlardı mesleğini.
Aklımdan şöyle bir hesapladım da anlatmaya çalıştığım zamanlar yetmiş sekiz - yetmiş dokuz yıllarına denk geliyor, yer Adapazarı. İlkokula yeni başlamışım, annem babam Almanyada, ben Ömer Aga ile Nazmiye Hanım#8217;a emanetim. Ananemle dedeme yani.
Okulla aram hiç iyi değil, bir türlü sökemiyorum okumayı. Sonunda kendi kendime okula gitmeme kararı alıyorum. Tabak olacağım, dedem gibi. Ama nedense bu kararımı ananemle paylaşmaktan çekiniyorum, aslına bakarsanız ayan beyan korkuyorum Nazmiye Hanımdan.
Her sabah olduğu gibi dudakları dualarla kıpır kıpır, kafam kadar kurdeleleri kolalayıp saçıma takışını sessiz sedasız izliyorum. Kara okul önlüğümü giydiriyor, yakamı son kez düzeltiyor #8220;Allah zihin açıklığı versin güzel kızıma#8221; deyip uğurluyor beni ananem.
Çantam sırtımda evden çıkıyorum. Servis kavramının olmadığı, okula yürüyerek gidilen yıllar. O sabah okulu hiç görmemiş gibi davranıp yola devam ediyorum. Adapazarı#8217;nın bir ucundan öbür ucuna çocuk ayaklarımla nasıl gittim, kaç saat yürüdüm hatırlamıyorum. Tek anımsadığım dedemin bana kızmadığı, tam tersine gevrek gevrek güldüğü. Ters çevrilmiş koca bir su varilinin üzerine oturtup, elime ekmek arası tahin helva verip, gözlerimin içine baka baka tabaklığın kızlara göre bir iş olmadığını anlatmıştı rahmetli.
İşi bittiğinde demir atın terkisinde dedemle birlikte dönmüştük eve. Nazmiye Hanım#8217;ın gazabıysa unutulur gibi değildi, inanın dün gibi aklımda. Bu olaydan sonra uzun bir süre okula kendi getirip götürmüştü beni.
Eski Türkçe derdi ananem benim anlamlandıramadığım karalamalarına. Yeni alfabeyi sökmesi ise, okumaya geçmemle olmuştu galiba ki bu da Nazmiye Hanım#8217;ın kayda değer başka bir performansıymış meğer.
O gün okuldan kaçtığım son gün olmadı tabii ki. Yatılı okulda birkaç yasak sinema seansı, Üniversite de ise sayısız kaçaklık durumu hatırlıyorum doğrusunu isterseniz. Ömer Aga#8217;yı toprağa saklayalı çok zaman geçti, Nazmiye Hanım ise o günleri hatırlayamayacağı kadar bunama illetinin pençesinde yaşıyor. Dedemi yazmak uzun zamandır aklımdaydı aklımda olmasına da, bu güne kısmetliğinde hayattan kaçıp, sorgusuz sualsiz sığınma isteğim saklı galiba. Neyse, bu vesile ile anmış oldum Ömer Agayı. Toprağın bol olsun sevgili dedem.

Fikralar hikayenin Okunma Sayisi: 300 - Fikra hikayenin Aldığı Oy : 0 // Hikaye Fikra Gönderen : Hikayeye - Fikraya Oy Ver :
|